Kepçe Kulak
Kepçe kulaklar estetik cerrahlar için ayrı bir sınıfa giriyor. Bu sorun bazen sahibini o kadar zorluyor ki çocuk denecek yaşlarda yaptığımız tek estetik ameliyat bu.
Kulaklar Nasıl Kepçe Oluyorlar:
Kepçe kulaklar sanılanın aksine daha büyük değiller. Sorun sadece kulak kıkırdağı anne karnında şekillenirken ortaya çıkması gereken kıvrımların bir şekilde gelişememesi. Sebepleri hakkında bazı açıklamalar var ama bu sonucu değiştirmiyor. Kafadan açık duran ve genellikle üst kısmı da dümdüz olan ve tipik olarak daha “büyük” gözüken kulaklar. Her iki kulağın birbirine eşit olması da beklenmemeli, genellikle şekilleri de birbirlerinden farklı oluyor.
Ameliyat:
Tedavisi ameliyat, biz plastik cerrahlar bu ameliyata kendi aramızda “otoplasti” diyoruz, duyarsanız şaşırmayın. İşlem oluşmamış bu kıvrımların oluşması üzerine kurulu bir şekillendirme ameliyatı. Kesi kulak arkasından yapılıyor, arkadan kulak kıkırdağını kıvıracak kuvvetli dikişler konuluyor, ve iki taraf eşitlenmeye çalışılıyor. Sanılanın aksine kulağı küçültmek gibi bir işlem yok. Kesi kulağın tam arka kıvrımında olduğu için birisinin bu izi görmesi neredeyse imkansız. Ameliyat dilerseniz lokal anestezi ile de yapılabiliyor.
Ameliyattan Sonra Çıkabilecek Sorunlar:
Bilmeniz gereken en önemli şey bu ameliyattan sonra “nüks” olasılığı. Kıkırdağa konan bu dikişler ne kadar güçlü de olsalar kıkırdaklar inatla eski hallerine dönmek isteyecekler ve bu dikişler ile aralarında bir inatlaşma birkaç ay devam edecek. Bu güç gösterisini genellikle biz, yani dikişler kazanıyor ama nadiren de olsa kulak (tamamen ya da sadece bir bölgesinde) eski şekline dönebiliyor. Tatsız bir durum olduğu kesin ama tedavisi çok zor değil, aynı dikiş tekrar yerine konuyor, genellikle 15-20 dakika süren ek bir ameliyat. Bu nüks olasılığı %5-10 arasında diyebilirim, kulaklar ne kadar sert ve kıkırdaklar güçlü ise, kepçelik ne kadar ileri derecede ise nüks ihtimali o kadar artıyor. Bunu önlemek için kulakları erken dönemde, ilk 2-3 ay korumak çok önemli.
Her ameliyatta olabilecek enfeksiyon, hematom (bir noktaya kan birikmesi) gibi riskleri saymama gerek yok zannediyorum, ama bunlar %1’in de altında.
Ameliyat Sonrası:
Bir kafa bandı takmanız kulaklarınız koruyacak ve bu nüks riskini azaltacaktır. Tenisçi bandı diye satılan bantlar yeterli oluyor, özel bir şey takmanıza gerek yok. İyileşme kulakta çok hızlı oluyor ve ameliyattan 2-3 gün sonra işinize yada okula dönmenizde bir sakınca yok.
Çocukların Durumu:
Beni prensibim bu ameliyata çocuğun gözünden bakarak karar vermek. Bir kere çocuğun ilkokula başlamış olması, belli bir olgunluğa erişmiş olması, bu durumdan çok çok rahatsız olması ve bu ameliyatı çok ama çok istiyor olması şart. Karşıma sıkça çocuğunun kepçe kulak sorununu kendisine dert etmiş anne babalar çıkıyor ve en erken ne zaman yapabiliriz bu ameliyatı diye soruyorlar. Bu son derece yanlış bir yaklaşım, ortada bir sağlık sorunu yok ve tam tersine ne yapsak ta bu yaşta böyle bir ameliyatı yapmasak diye yaklaşmak gerekiyor.
Ben mutlaka çocuk ile yalnız konuşuyorum, başına gelecekleri, ameliyatı, dikişleri, pansumanları, iğneleri anlatıyorum. Eğer hala istiyorum diyorsa ameliyatı yapıyorum.
Göğüs Büyütme
Göğüslerinizi büyütmek istiyorsanız iki seçeneğiniz var. Birincisi silikon meme protezleri, diğeri de yağ enjeksiyonu.
Yağ enjeksiyonu:
Bu seçenek uzun yıllar göz ardı edildi hatta sakıncalı bulundu ama son yıllarda geriye dönük yapılan araştırmalarda sanılanın aksine hiçbir sakıncasının olmadığı görülünce yeniden popülarite kazandı. İşlemin kendisi birçok ameliyata göre çok basit. Karın, bel ya da başka bir yerden (örneğin fazlalığınız var ise basenlerden) yağ alınıyor ve bu yağlar hazırlanarak göğüslere veriliyor. Alma işlemi de verme işlemi de kesiler yapılmadan nerdeyse iğneler ile yapıldığı için ameliyattan sonra ne bir iz görebiliyorsunuz ne de iyileşmenizde ameliyatı andıracak zorluklar oluyor. Ama bu işlemin negatif tarafı tek seferde verilebilecek yağ miktarının sınırlı olması ve işlemin siz “tamam” diyene kadar tekrar edilmesinin gerekmesi. İşlemlerin arasında da en az 3 ay, ideal olarak ta 6 ay olması gerekiyor. Bana sorarsanız bu teknik ciddi br fark isteyenler için pek uygun değil, ama ben çok az bir değişiklik istiyorum, vücuduma yabancı bir madde konulmasını da istemiyorum diyorsanız sizin için çok uygun olabilir.
Bu tekniğin uzun süre yasaklanacak kadar sakıncalı bulunmasının çok basit bir sebebi vardı. Verilen yağların bir kısmının içerisinde “kalsiyum” biriktiği ve bu kalsiyum meme filmlerinde şüpheli olarak algılanarak biopsiler yapılmak zorunda kalındığı gibi bir iddia ortaya atıldı. Hatta bazı hastaların memelerinin bu sebeple ve tamamen gereksiz yere ameliyat edilmiş olabileceği iddia edildi. Daha sonra geriye dönük bu olasılık çok kapsamlı olarak araştırıldı ve bu anlatılanların doğru olmadığı görülünce yağ enjeksiyonu tekrar kabul gören ve güvenli sayılan bir teknik olarak yerini aldı.
İşlem 1-2 saat arasında sürüyor, alınan miktara göre bazen bir korse giymeniz gerekebiliyor. Aslında orta büyüklükte bir liposuction (yağ alma) işlemi ile bir tutabilirsiniz. 4-5 gün sonra büyük oranda normal hayatınıza dönmüş olabiliyorsunuz.
Silikon Meme Protezleri:
Hala en sık uygulanan, üzerinde en fazla araştırma yapılan teknik bu. Protezlerin çok fazla şekli, markası, tipi var, benzer şekilde ameliyatta çok değişik şekillerde yapılabiliyor. Televizyonda herkesin dehşetle seyrettiği “göbek deliğinden silikon konması” gibi plastik cerrahlar arasında alay konusu olabilecek kadar absürd yöntemleri saymazsanız, meme ucunun tam altından, meme altı katlantı çizgisinden ve koltukaltından meme protezi koymak mümkün. Teknik olarak protezler kas altına ya da kas üstüne de konabiliyor. Sonuçta ortaya çok değişik şekilde planlanabilecek bir ameliyat çıkıyor. Ama yapılan sonuçta hep aynı şey, içeriye bir silikon protez koyarak memeyi büyütmek ve şekillendirmek.
“Dual Plane” Tekniği: Bu sonsuz ihtimaller içerisinde son 3 senedir bir tanesi ön plana çıktı. Amerika’da bir anda herkesin tercih ettiği teknik haline gelen bu yönteme “dual plane” yani ikili plan deniyor. Konulan protez ne tam kas altına ne de tam kas üstüne konuyor, üst tarafı kasın altında kalırken alt tarafı meme dokusu altında duruyor, kesi hep meme altı katlantısından yapılıyor ve anatomik, yani “damla” şekli son jenerasyon akışkan olmayan silikon içeren meme protezleri konuluyor.
Dual plane cerrahların kafasındaki bir çok soru işaretini kaldırmış oldu. Bu yöntem ile bütün tekniklerin zorlukları ayıklanarak en iyi tarafları bir araya getirilmiş oldu ve sonuçlar bir anda daha iyi hale geldi. Özetle “nereden, ne tip protez, nasıl konacak” diye çok fazla düşünmenize gerek yok, bence yapılması gereken belli: “meme altından, dual plane, anatomik protez”.
Ameliyat:
Dual plane tekniği 1 saat civarında sürüyor. Yapılan kesi anatomik protezin sığacağı minimum uzunlukta olmalı ki bu da makul ölçüler için 4-5 cm arasında değişiyor. Ameliyatın sizin açınızdan en zor tarafı başka bir çok estetik ameliyata göre ağrılı olması. Konulan protez kendine bir yer açmaya çalışırken göğüs duvarı ve çevre dokular ile adeta bir güreşe giriyor ve bu itişme 3 gün devam ediyor. Benim gözlemim insan kendisini her gün %50 daha iyi hissediyor. Yani ilk günkü ağrı ve sıkıntınız 100 ise ertesi gün 50, sonraki gün 25 oluyor. İlk gece hastanede yatmak bence şart, bu zor geceyi bol ağrıkesiciler ile rahat geçirmenizi sağlayabiliyoruz, ertesi gün zaten durum çok daha rahatlamış oluyor. Bu 3 günü atlattığınız zaman işler bir anda rahatlıyor ve araba kullanacak ve sokağa çıkabilecek bir hale geliyorsunuz.
Bu ameliyattan sonra bir sorun yaşama ihtimaliniz bir çok ameliyata göre daha düşük bir ihtimal. Yine başta hematom (kan ve sıvı birikmesi), ya da enfeksiyon geliyor ama bunlar %1’in altında. Estetik olarak yaşayabileceğiniz sorunlarda asimetri ya da protezin tam yerine oturmaması gibi tekrar bir cerrahi işlem gerektirebilecek sorunlar. Anatomik protezlerin hep aynı pozisyonda durmaları gerekiyor ve bunlar eğer içeride dönerlerse dışarıdan belli olabilecek bir asimetri görmeniz mümkün, ki bunu da ameliyat ile düzeltmek gerekebilir. Bir diğer korkulan senaryo “kapsül”. Kapsül silikon protezin etrafında vücudun doğal olarak oluşturduğu set bir doku. Bu belli bir miktarda, çok ince, saydam bir zar gibi mutlaka oluşuyor ama bazen kalınlaşıyor ve hem şekil sorunları oluşturuyor hem de ağrı yapabiliyor. Bu meme protezleri ilk çıktığı zaman çok büyük oranda başa gelen bir komplikasyondu ama son jenerasyon meme protezleri bu sorun yok denecek kadar azaldı. Yine de bu olasılığı daima akılda tutmak gerekiyor. Hafif bir kapsüle müdahale etmek gerekmeyebilir ama ciddi bir hal alırsa protezleri çıkarmak bile gerekebiliyor.
Çok Sık Sorulan Birkaç Soru:
Haplar ve Kremler: Bazı hastalarım, “ben ameliyatsız yöntemi tercih ediyorum, hap mı krem mi, hangisini önerirsiniz” diyorlar. Şimdi kendinize şu soruyu sorun, eğer bir işlemin ameliyatsız yapılması mümkün olsa idi böyle bir ameliyat olur muydu? Yani bir hap alarak yapılabilecek bir işlem için bazı insanlar ben ameliyat olmak istiyorum diyor olabilirler mi? Daha kötüsü kullanacağınız bu ilaçlar her ne kadar doğal olma iddiasında olsalar da yüksek miktarda östrogen içermek zorunda. Östrogen de böyle kontrolsüz alındığında meme kanserini tetikliyor. Yani böyle bir ilaç aldığınızda eğer göğüsleriniz büyümedi ise bence çok memnun olmalısınız, çünkü büyüme varsa bilin ki ciddi miktarda hormona maruz kalmış olmalısınız.
Özetle bu ilaç ve kremlerden uzak durun.
Protezlerin Ömrü Ne kadar?: Son jenerasyon protezlerin bir ömür sınırı yok. Benim tercih ettiğim ve alışık olduğum protezler (diğer bir çok markada bunu yapıyor) için üretici firma hayat boyu kullanabilirsiniz diyor ve garanti de veriyor. Ama kimse henüz bunları bir ömür boyu kullanmadı ve bazı şeyleri zamanla göreceğiz.
Protezler ile Emzirebilir miyim?: Evet emzirebilirsiniz, bu konuda bir sorun yaşamanız için hiçbir sebep yok.
Göğüs Küçültme
Göğüs küçültme diğer estetik ameliyatlar içerisinde “estetik” tanımını en çok zorlayan ameliyat. Bu sorunu yaşayanlar o kadar ciddi sıkıntı çekiyorlar ve sağlık sorunları yaşıyorlar ki genellikle bu işin güzellik boyutu ikinci planda değerlendiriliyor. Ne demek istediğimi anlamak istiyorsanız boynunuza 500 ‘er gramlık iki dolu şişe asıp yarım saat dolaşın. Çektiğiniz sıkıntı sadece orta büyüklükte bir göğse denk geliyor, bunu 1 litrelik iki pet şişeyle yaptığınızı düşünün, 7 gün, 24 saat ve bir ömür boyu. Çekilecek sıkıntı olmadığı kesin.
Büyük göğüslerin olmazsa olmaz sonuçları, göğüslerde sarkma, sırtta ağrı, göğüs altında pişikler, derinleşmiş sütyen askı izleridir ama bazen bu iş o kadar ileri gider ki kardioloji doktorları ya da sırt ağrılarıyla uğraşan uzmanları bu yükten kurtulmalarını önerirler.
Ameliyat:
Teknik olarak çok ayrıntılı, bir çok inceliği olan, çok iyi planlanması ve çok dikkatle uygulanması gereken bir ameliyat bu. Tanımlanmış 300’e yakın meme küçültme ameliyat tekniği bulunuyor ama bunların hepsinde aynı temel prensip uygulanıyor ve göğüs dokusunun bir kısmı çıkarılıp memeye şekil verilirken meme ucu büyük bir özenle korunuyor ve daha yukarı bir yere taşınıyor. Ben “medial pedikül” olarak bilinen bir tekniği kullanıyorum. Bu Kanada’lı bir bayan cerrahın tarif ettiği ve bence bir çok avantajı olan bir teknik. Kontrollü ve kolay olmasının yanında anatomik olarak meme ucuna giden neredeyse bütün önemli sinir ve damarlar bu teknikte korunmuş oluyor. Bu sinirlerin korunması hem ilerde emzirebilmek için hem de meme ucunun hissiyatının bozulmaması için çok önemli.
Çıkabilecek Sorunlar:
Her ameliyatta görebileceğiniz hematom (ameliyat bölgesinde kan ve sıvıları birikmesi), enfeksiyon yine burada bir risk. Olursa ne başıma ne gelir derseniz muhtemelen ameliyatın hemen sonrasında, ilk birkaç gün içerisinde doktorunuz sizi tekrar ameliyathaneye alıp, uyutup, biriken sıvıyı temizlemek, eğer sorun enfeksiyonsa da dokuları yıkamak ve temizlemek isteyecektir. Hoş olmadığı kesin ama bu ek girişim sorununuzu çok büyük bir olasılıkla çözer ve sanki hiç bunlar olmamış gibi normal iyileşme sürecinize kaldığınız yerden devam edersiniz.
Bu ameliyatta özellikle çok çekinilen sorun ise bunlar değil doku kayıplarıdır. Teknik olarak bu ameliyatta fazla meme dokusu alınırken hem meme ucu hem de geride bırakılan diğer meme dokuları ayrı ayrı parçalar olarak bırakılırlar ve daha sonra birbirlerine tespit edilerek meme yeniden oluşturulur. Dolayısı ile her doku öbeği zeminden beslenen birer ada gibi kendi kendine yaşamak zorundadır. Bu adaların göğüs duvarı ile bağlantılı oldukları yüzeylerinden içlerine damarlar ve sinirler girer ve bunları besler. İşte bu (biz bunlara pedikül diyoruz) yüzeylerden içeriye giren damarlarda bir tıkanıklık olursa dolaşım sorunları ortaya çıkabilir. Dolaşım durursa da bu dokular beslenemez ve “nekroz” olur, yani ölür.
İyi haber ise bu sorunun neredeyse sadece çok sigara içenlerde ortaya çıkmasıdır. Çünkü sigara kılcal dolaşımda dahil bütün damar ağını bozar ve bu adacıkların beslenmesini aniden durdurabilir. Ben prensip olarak bu ameliyatı sigara içen hiç kimseye yapmıyorum. İçiyorsanız aylarca, hatta bazen 1 sene tamamen bırakmanızı isteyeceğim. Özetle sigara içmiyorsanız burada bahsettiğim doku kayıpları sizin için çok küçük bir ihtimal.
İyileşme:
Bu ameliyat için küçük ve kolay demek mümkün değil ama iyileşmesi beklenenden çok daha hızlı ve kolay. Bu muhtemelen meme dokusunun vücuttan bağımsız, kendi başına dışarıda duran bir doku olmasından kaynaklanıyor. Elbette 3-4 gün ameliyat bölgesinde bir rahatsızlık hissedeceksiniz ama bu diğer bir çok ameliyat ile kıyaslanmayacak kadar çabuk ve sorunsuz iyileşen bir işlem. Bir çok hastam 4. Gün işlerine dönebiliyor. Ameliyatın ertesi günü normal bir şekilde duş almanız da mümkün olacak.
Burun Estetiği
Bu Türkiye’de en sık yapılan estetik ameliyat ama dünyada, özellikle batıda oran olarak birçok estetik ameliyatın gerisinde kalıyor. Amerika da bir plastik cerrah bütün kariyeri boyunca 200 civarı burun ameliyatı yapıyor, oysa Türkiye’de bu sayı ortalama olarak bir plastik cerrahın bir yılda yaptığı ameliyat sayısı. Bu sayısal üstünlük son 10 sene içerisinde büyük bir fark yarattı ve Türkiye burun estetiği ameliyatının en iyi yapıldığı birkaç ülkeden birisi (bana sorarsanız birincisi) oldu ve bu fark giderek açılıyor.
Burun Yapısı:
Öncelikle burnu üç boyutlu bir yapı olarak gözünüzün önüne getirin. İçi boş ama bu boşlukta ortada bir duvar ile ikiye ayrılmış. Bu hava yolunu üstte kapatan, kemik, kıkırdak ve bağ dokusundan oluşan bir duvar var ve biz bunu “burun” olarak görüyoruz. Elinizle burun ucunuza dokunun, en uç kısmının yumuşak olduğunu ve bastırdığınızda yüzünüze doğru yaklaşabildiğini göreceksiniz. Ama yukarı çıktıkça, yani gözlerinize yaklaştıkça iş değişiyor ve burnunuz sert, kemiksi bir yapıya bürünüyor. Önde hareket ettirebildiğiniz bölge kıkırdaklardan yapılı, karmakarışık bir anatomisi var. Dikkat edin en uçta yan yana iki kıkırdak birbirine dayalı duruyor ve burun ucunun en yüksek en öndeki noktasını oluşturuyor. Hemen arkada biraz daha sert ama hala esnek ve dümdüz (ince kontrapalklara benzeyen) bir yapı burun sırtını oluşturuyor ama bunlarda daha sonra başlayan sert kemikler haline geliyor. Burun üzeri normal deri ile kaplı ama içi, en dışta ve üzerinde kıllar olan bölge hariç, arkada “mukoza” denilen değişik bir cilt yapısı ile kaplı. Mukoza ağzımızın içerisini de kaplayan pembemsi, nemli bir deri yapısı.
Ameliyat:
Bir burun ameliyatında bütün bu karmaşık yapıyı beraber değerlendirebilmek en önemli kriter. Örneğin bir çok hastam haklı olarak “burnumun sırtında bir kemik çıkıntı var ve Teoman bey bunu törpülerse her şey düzelecek” diye düşünüyor. Bu çıkıntıyı törpülemek elbette zor değil ama bunu yapmak bir arabanın ön tekerleklerini yarı yarıya küçültmeye benziyor. Küçültebilirsiniz ama bunu yaptıktan sonra diğer tekerleklerin boyutunu, arabanın yerden yüksekliğini, hatta bütün mekanik aksamını baştan planlamanız gerekecektir. Aynı şey burun ameliyatında da geçerli. Burun sırtı törpülendiği anda bütün burun yapısı bir anda değişiyor. Burun ucu bir anda desteğini kaybediyor, daha yuvarlak bir görüntü alıyor ve geriye doğru yatmaya başlıyor. Eğer bunu baştan öngörmediyseniz ve bir sonraki adımı planlamadıysanız ameliyat sonucu hakkındaki kontrolünüzü kaybedebilirsiniz.
Ameliyatın yapılma teknikleri de biraz değişik olabiliyor. Aslına bakarsanız bu ameliyatı hiç kimse tamamen aynı şekilde yapmıyor. Temel olarak açık ve kapalı olarak bir ayrım var ama bu daha çok ameliyatın ilk başında, burun dokularına ulaşmak için cerrahın tercih ettiği yol. Ameliyatın sonucunu birebir etkileyen bir şey değil. Açık ameliyatta burun ucunun altında iki deliğin arasında kalan yerde (bu cilt köprüsüne “kolumella” deniyor) 2-3 mm. lik bir kesi yapılıyor, bu iyi yapılırsa iz bırakan bir kesi değil. Kapalı ameliyatta burun içerisinden, yukarıda bahsettiğim mukoza üzerine yapılan kesilerden yapılıyor. İçeriye girdiğiniz zaman burna nasıl şekil vereceğiniz ise apayrı bir konu. Öncelikle burun sırtındaki fazlalığın alınması gerekiyor. Bunu yapmanın bir çok yöntemi var, ben kendi adıma törpülemeyi tercih ediyorum. Bu yükseltinin genellikle büyük kısmı da kıkırdak yapısında olduğu için törpüleme işlemi aslında ameliyatın çok küçük, sadece 2-3 dakikalık bir kısmını oluşturuyor.
Bu kemikler konusunda bana en çok sorulan sorulardan birisi de “kemikleri kırıyor musunuz” oluyor. Burun estetiği ameliyatı cerrahın eline bir çekiç alarak burnu kırdığı bir ameliyat değil. Tam tersine burun kemiklerinin bütünlüğü, bilinen hiçbir teknikte bozulmuyor. Şekil vermek için kemikleri törpülemek ya da kesmek gerekiyor, bunu yapmanın da bir çok değişik şekli var. Ben ince uçlu keskiler kullanıyorum, ama testere uçları kullanmak, hatta diş hekimlerinin diş çürüklerini oymak için kullandıkları ve “mikromotor” denilen çok güçlü matkapları kullanmak ta mümkün. Ama sonuçta yapılan işlem hep aynı: “kemikleri kontrollü olarak kesmek”. Her tekniğin artı ve eksileri var. Ben kendi adıma bu matkaplardan pek hazzetmiyorum. Göze ya da kafa tabanında beyine dokunacak kadar yakına bu korkunç matkapları sokmak bana tehlikeli geliyor. Bu bir diş hekiminin koskoca ağız boşluğunda çalışmasına benzemiyor, hata payınız bazı noktalarda bir milimetre. Ama bu tamamen şahsi kanaatimdir, bu matkaplar ufak tefek kazalara sebep olmuşsa da bir şekilde 1960’lardan beri bu ameliyatta kullanılıyor (belki de bu sebeplerden dünyada asla yaygınlaşamadı). Karar sizin elbette, ama bu ameliyatta mikromotor matkaplar kullanılınca “kırmadan” burun ameliyatı yapıldığı gibi bir düşünceye bence kapılmayın.
Burun sırtını defalarca kontrol ederek belli bir seviyeye indirdikten sonra sıra burun ucuna geliyor. Burun ucuna şekil verilmesi hem burun ucu kıkırdaklarının fazlalıklarının alınması ve dikişler ile belli bir form sağlanması hem de burundan başka yerlerden alınan fazla kıkırdakların şekillendirilerek burun ucuna yerleştirilmesi olarak yapılabiliyor. Tam olarak ne yapmak gerektiğine ameliyatta deneyerek karar vermek şart, önceden teknik olarak çok net bir plan yapmak imkansız.
Nefes Sorunları Varsa:
Eğer burunda bir eğrilik ya da bir nefes alama sorunu varsa bunu da ameliyat sırasında düzeltmek gerekiyor. Sorun genellikle burun ortasını oluşturan ve önde büyük oranda kıkırdaktan oluşan duvardan (septum) kaynaklanıyor. Bunu düzeltmek için de bir çok yöntem var ama en zor durumlarda eğri kıkırdakları çıkarıp baştan dümdüz şekillendirmek ve yeniden doğru yerlere koyarak tespit etmek gerekebiliyor.
Kalın Derili Ciltler:
Burun estetiğinden bahsederken cilt yapısı üzerinde de durmak gerekiyor. Bu ameliyat burun içerisindeki kemik ve kıkırdaklara şekil verilerek yapılan bir ameliyat. Ama burnu örten deri ile ilgili yapabildiğimiz hemen hemen hiçbir şey yok. Burnun küçültüldüğü (bazen de tam tersine büyütüldüğü) zamanlarda bu deri yapısının zaman içerisinde yeni şekle adapte olması bekleniyor. Oysa bu her zaman güvenilecek bir şey değil, cilt belli bir kalınlığın üzerinde ise bir türlü küçülemiyor ve sizin ameliyatta verdiğiniz burun şeklinin üzerinde bol bir örtü gibi kalakalıyor. Bu olasılığı önceden mutlaka görebilmek gerekli, eğer cilt kalın ise burna yapılacak ameliyat bir küçültme değil sadece şekillendirme olarak planlanmalı. İyi haber ise bu tür çok kalın ciltlerin son derece nadir olması. Benim burun cildim acaba kalın mı diye düşünüyorsanız çok büyük bir ihtimalle kalın değildir, kalın olsa bu çok bariz olurdu ve bu konuda zaten en küçük bir şüpheniz olmazdı.
En Önemli Soru: Tampon Koyacak mısınız???
Tampon artık neredeyse hiç koymuyorum diyebilirim. Ama tampon yerine geçen silikondan yapılmış şeffaf ve ince bir koruyucu tabaka koyuyorum. Bu nefes almanıza engel olmuyor, hatta söylemesem içeride böyle bir şey olduğunu dahi fark etmeniz zor. Çıkarılması da tampon gibi değil, bu silikon parçasını neredeyse size hiç dokunmadan alabiliyorum ve çıktığını bile tam fark edemiyorsunuz.
Ameliyat Sonuçlarını Ne Etkiliyor:
Bütün bunların içerisinde ameliyat sonucunu etkileyen en önemli faktör nedir derseniz benim cevabım “denge” olacaktır. Her burun bir çok değişik yapının bütünleşmesi ile ve aslında bir denge içerisinde ayakta duruyor. Eğer yapılan ameliyat yeniden sağlıklı bir denge kurabilirse, bu ameliyatı nasıl yapmış olursanız olun, ortaya hem iyi, hem de doğal bir sonuç çıkıyor. Eğer bu dengeyi oluşturmak yerine kemikler, kıkırdaklar belli şekillere girmeye zorlanırsa sonuç hem kötü hem de “garip” olabiliyor. Benim açımdan bu işin sırrı ve en heyecan verici tarafı bir burnu kendine ait yapılarını koruyarak ve sadece şeklini değiştirerek güzelleştirebilmekte. Bu ameliyatta bana göre yapılan en büyük hata her şeyi sıfırdan inşa etmeye kalkmaktan kaynaklanıyor. Adeta bir bilgisayarı resetler gibi her şeyi silip en doğrusunu yaparsanız ortaya düzgün (gerçi bu da her zaman garanti değil) ama sahte bir şekil çıkıyor.
Ameliyat Öncesi Nelere Dikkat Etmek Gerekiyor:
Öncelikle ameliyata engel teşkil edecek bir sağlık sorununuz olmaması gerekiyor. Ameliyattan önce bazı tetkiklerde yapılıyor, bunu da yine küçük çaplı bir check-up gibi düşünebilirsiniz. Ama burada amaç çok ciddi bir sorun olup olmadığını anlayabilmek.
Sigara içmiyor olmanız bence çok önemli, ben bir çok ameliyatı sigara içen hasta adaylarıma yapmıyorum ama burun ameliyatı nispeten sigarayı daha iyi tolere edebilen bir işlem. Yinede 1 paketten çok içiyorsanız ben ameliyatınızı ertelemeyi tercih ederim.
Burun Şekline Karar Vermek: Planlama
Hazırlığın önemli bir kısmını da ameliyatta ne yapılacağı, yani planlama oluşturuyor. Burun resimleri çekerek bunlar üzerinde çizimler yapmak benim tercih ettiğim yöntem. Bir dönem sol profil resimleri üzerinde elle çizimler ve ölçümler yapıyordum ancak son dönemde bunu bilgisayarda yapıyorum. Çünkü zaman içerisinde yaptığım ölçümler ile sadece görerek karar verdiğim oranlamalar birbiriyle aynı çıkmazsa gözüme güveneceğimi anladım ve en baştan ölçüm yapmayı bir kenara bıraktım.
Bu planlamada yüzün bütün yan profilini değerlendirmek gerekiyor. Alın şekli, burnun başladığı tam iki göz arasında kalan çukurluk çok çok önemli. Burası en baştan doğru planlanmazsa bütün burun şekli değişik çıkabiliyor. Nereden başlaması gerektiğini bilmediğiniz bir şeyin nereye kadar uzanacağını da bilemiyorsunuz. Eğer bu nokta çok yüksekse bu kadınlarda aşırı erkeksi ve kaba bir ifade yaratıyor. Gerekli olduğu durumlarda burayı biraz indirmek (ben bunun için özel bir törpü kullanıyorum) çok önemli.
Bir diğer önemli nokta burun ile dudağın kesişme noktası. Burası hem burun hem de dudak şeklini birebir etkiliyor. Şöyle düşünün, burun ve dudak bir noktada buluşuyorlar ve el sıkışıp aralarına bir sınır çekiyorlar. Eğer burun bu anlaşmaya uymaz ve olması gerekenden daha uzun bir hal alırsa (bu bizde çok yaygındır) gidebileceği tek yer üst dudağın sahası. Bu sefer üst dudak boyu kısalmaya başlıyor. Bu son derece önemli, bunu ameliyat öncesi mutlaka görmek ve müdahale gerekiyor ise yapmak gerekiyor. Çözümü de çok zor değil, aşağı doğru ve dudağın içerisine doğru uzanmış olan kıkırdak yapıyı (bu yukarıda “septum” idye bahsettiğim burun orta hat kıkırdağından başkası değil) biraz kısaltılarak yapılıyor. Bu kısaltmayı birkaç seferde deneyerek, her seferinde bakıp yapmak ta önemli, amaç belli bir oranı, dengeyi sağlamak, fazla kısaltmak ta burnu ameliyatlı gösteren bir sorun oluyor.
Bu iki noktaya karar verdikten sonra burun sırtının yüksekliğine ve burun ucunun konumuna karar vermek gerekiyor. Bu iki aşama sizin için çok önemli olacak ve siz resme baktığınız zaman bunlara göre iyi yada kötü diye karar vereceksiniz. Halbuki benim için burun ucunun ya da burun sırtının önemi daha az, asıl önemli olan burnun bir bütün olarak yüzün doğru yerinden başlayıp doğru yerde bitip bitmediği. Bunlar doğru yerlerine konmuşsa zaten burun şekli, yüksekliği, burun ucunun konumu gibi noktalar kendini çok net bir şekilde gösteriyor. Yani şeytan ayrıntıda gizlidir demek yerinde olur.
Burun sırtının şekli de uzun yıllar tartışma konusu oldu. Ama son dönemde hemen herkes burun sırtının düz olması gerektiği konusunda hemfikir. Eğe burun “kalkık” olacaksa bile burnu sırtı dümdüz olmalı, kalkıklığı burun ucunun yüksekliği vermeli. Bir diğer konuda kalkık bir burnun küçük olmasına gerek olmadığı konusunda ki fikir birliği. 80 li ve 90 lı yıllarda bütün dünyada “hokka” burunlar yapıldı ama artık biliyoruz ki doğal ve güzel burun asla küçük olmuyor. Eğer bir gün Hollanda’ya giderseniz hanımların burunlarına bakın. Neredeyse herkesin ideal denebilecek bir burun yapısı var, ama dikkat edecek olursanız bu burunların ortak özelliği “büyük” olmaları. Dolayısı ile planlama aşamasında burnunuzu küçültmek yerine güzelleştirmeye odaklanın.
Burun ucu konumu da planlamada ortaya çıkacak son adım olmalı. Burun ucunun ameliyatta güzel bir şekil aldığını varsayarsanız bu güzel burun ucunu doğru yere koymak burnun son şeklini verecek çok önemli bir karar. İlk karar verilmesi gereken burun ucunun ne kadar yüksekte durması gerektiği. İkinci adım ise bizim “rotasyon” dediğimiz, burun ucunun dudak ile yapacağı açı, yani burun ucu kalkıklığı. Bu ayrıntıları ekranda, resim üzerinde görmek ve karar vermek en iyi yöntem, ideal bir burun açısı ya da yüksekliği olduğunu söylemek bence anlamlı değil.
Ameliyat Sonrası Dönem:
Ameliyattan hemen sonra üşüme titremeli, biraz bulantılı ve ağrının daha çok hissedildiği bir yarım saatlik dönemden sonra kendinize gelmiş oluyorsunuz. Genellikle ameliyattan 1-2 saat sonra ağrı hissi azalmış, üşüme nöbeti bitmiş oluyor ve hastalar normale yakın bir hale geliyorlar. Bir gece hastanede yatmanız iyi olur. Ama kendinizi çok iyi hissederseniz akşam, trafik azaldıktan sonra eve çıkmanızda da bir sakınca yok. İlk gece en zoru, başınız dik, yüzünüzde buzlar ile geçireceğiniz ve rahat bir uykuyu özleyeceğiniz bu geceden sonraki sabah genellikle kendinizi çok daha iyi hissediyorsunuz. Sabah bir duş almanız, hastanede kaldıysanız eve çıkmanız artık mümkün. Duş almak derken, bütün başınızı ıslatarak her zaman yaptığınız gibi şampuanlamanızı kastediyorum. Burun dikişleri ve bütün alçı ve flaserler suya dayanıklı, duş almanız tam tersine iyi bir temizlik sağlıyor ve hem sizi rahatlatıyor hem de iyileşmeyi pozitif etkiliyor. Yapmanız gerekecek bir şey de burun içerisini temizlemek (bunu ameliyattan sonra tarif edeceğim) ve size vereceğim antibiotikleri düzenli kullanmak.
Ameliyatın altıncı günü civarında burnunuzdaki bütün alçı ve varsa tamponları alıyorum, yapmanız gereken tek şey mümkün mertebe burun üzerine bir bant yapıştırmak. Bu hem burun şişliğini azaltıyor hem de bir miktar burnu koruyor. Hiç değilse geceleri takmanız çok iyi olur. Bantlamanız gereken süre de 2-3 hafta. Birinci ayda sizi kontrole çağıracağım, daha sonra altıncı altıncı ay ve birinci yıl kontrolleri var.
Burun Şekli Ne Zaman Oturuyor:
Alçının ilk çıktığı gün durum genellikle tatsız oluyor. Burun şişliğinin en ileri olduğu dönem bu ilk günler. Daha sonra önce çok hızlı, sonrasında daha yavaş bir şekilde şişlikler inecek ve tahminen ikinci hafta sonunda bu değişimi net bir şekilde görebilecek ve yeni burun şekliniz hakkında daha net bir fikriniz olacak. Bunlar sabırlı olmanız gereken günler, çevrenizdeki herkes büyük bir heves ile sizi inceleyecek ve yorumlarda bulunacak. Bu yorumların ortak noktası erken dönemde son derece “negatif” olmaları. İnsanlar nedense sadece hata aramak üstüne odaklanıyorlar ve çok kırıcı olabilecek yorumlarda bulunuyorlar. Elbette bunun tersini yapanlarda olacak ama bilin ki dinleyeceğiniz yorumların %90’ı negatif olacaktır. Zamanla burun şekliniz oturmaya başlayacak ve ameliyatın yaklaşık birinci ayında güzel denebilecek bir şekil ortaya çıkmaya başlayacak. Bu dönemde duyacağınız yorumlarda biraz düzelecek ve daha iyisi azalmaya başlayacak. Burnun üçüncü ayında artık ameliyat olduğunuzu siz de çevrenizdekiler de unutmaya başlayacak ve yorumlar artık sorulmadan söylenmemeye başlanacak. Burnun son şeklini alması birinci seneyi buluyor ama ilk 4-6 hafta sonrasında ne olacağı büyük oranda ortaya çıkmış oluyor.
Revizyon Ameliyatı Gerekebilir mi:
Evet bu gerekebilir. En baştan %5-6 olasılık ile tekrar ameliyat olmanız gerekebileceğini bilmelisiniz. Sorunlar genellikle burun sırtında istenmeyen bir yükseklikten çıkıyor, ameliyatta insanın eline gelmeyen, kendini belli etmeyen bir çıkıntı aylar sonra beliriveriyor ve bunu törpülemek gerekiyor. Bu genellikle 5 dakika süren bir işlem ama sizin tekrar ameliyathaneye girmeniz, anestezi almanız gibi tatsız ayrıntılar içeriyor. Yinede dünyanın sonu olmadığını, sadece bir gününüzü ayırmanız gereken ve kolay denebilecek bir işlem olduğunu bilin.